Sikiş
Bugun...
SON DAKİKA

DOĞU AKDENIZ TÜRK ve İSLAM HAKİMİYETİ

 Tarih: 13-10-2020 00:57:00
Volkan Yaşar Berber

İslam öncesi Türk Tarihi kaynaklarının ekseriyatı Çince idi. Türk boyları tarihimizin her devresi için önem arz etmektedir. Yakın Tarihimizde yaşanmışlıkların sadece son birkaç Hanedana bağlı kalmaksızın büyük sebep- sonuç ilişkisine bağlı olduğunun bilinmesi gerekir. Türk  boylarının bir kısmı Avrupa’da Devlet kurarken diğerleri Dünyanın herhangi bir yerinde ayrı Devletler kurabiliyor veya yıkabiliyor olmasını da göz ardı etmemek gerekir. Kısaca örnek vermek gerekirse  ‘’Avar, Bayırku, Çaruk, Ezgiş, Fu-lo, Halaç, İ-shih, Kanglı, Kırgız, Monçud, Na-ho, Oğuzlar, Peçenek, Saka, Tokuz, Wu-ku, Yağma’’ vs. Çin kaynaklarına göre 70’den fazla Türk boyu olduğu, çok azının günümüze topluluğunu idame ettirebildiğini bilmemiz gerekir.

Bu geniş coğrafya da güven altında yaşayabilmek için Anadolu ve çevresi Mısır, Irak ve Akdeniz’e kıyısı tüm beldelere sahip olabilmek şart idi. Doğu Akdeniz siyasi, politik, dini olduğu kadar ticari öneme de sahipti. M.Ö XIII. Yy’da Mitanniler hanedanı ve sonra M.Ö XV. Yy’da  Aramiler ve Fenikeliler ile M.Ö 1200 yıllarından itibaren coğrafyada etkinliğini arttıran İbraniler bilinen bölgenin en eski topluluğunu teşkil etmekteydiler. M.S V. Yy’da Gassaniler, VI. Yy’da Beni Kilab, Beni Cüzam gibi Arap asıllı hanedanlıklarında coğrafyaya yerleşmeleriyle İslam’ın buralarla şereflenmesi sağlanmıştır. İslam Arap fütuhatu  Şam valisi Muaviye (661-680)’nin gayretleriyle Doğu Akdeniz ve çevresinde 640 senesinde tamamlanacaktır.

İslam öncesi dönemden başlayan Türklerin Doğu Akdeniz ilgisi, Emevi halifesi Abdülmelik (685-705) dönemiyle sahada etkin rol olmaya başlarlar. Sonrasında Abbasilerin peşine Selçukluların coğrafyayı sahiplenerek Osmanlılarında 1918 tarihine kadar varlığını sürdürebilmeleriyle zamanımıza halen izleri kalmıştır. Doğu Akdeniz ve çevresine Mısırlılar ‘’Retunu demekteydiler. Bu terim Tevrat’ta ‘’Lotanu’’ olarak lafz edilse de zamanla bölgenin kuzeyi ‘’Amu’’, Filistin tarafı da ‘’Haru’’ olarak anılır. Doğu Akdeniz de şu an için tümü için ‘’Kenan eli’’ olarak lafz edilse de evvelden bu terim sadece Fenike ve çevresi için kullanılırdı.

Hürriyetine düşkün Milliyetçi Türklerin İslamiyet’ten önce Doğu Akdeniz’e M.Ö 662’de Kimmerleri takiben Kafkasları aşarak Saka boylarından Gökler (Gog) Gence başkent kabul ederek yerleşirler ki yirmi sekiz sene bu coğrafyada hüküm sürerek İran Hükümdarı Keyhüsrev tarafından yok edilirler. Tarihte buna sebep Heredot’un ‘’Suriye ve Filistin’e yapılan seferde Gökler’den bir kısmı Askalan’daki Afrodit tapınağını yağmaladıkları için ilahi bir cezaya çarptırılmışlardır.’’ lafzını beyan eder. Sakalardan bin sene sonra 395’de Batı Hunlarından bir grup Kudüs’e kadar savaşarak gelip yağmalayarak Karadeniz’in kuzeyine geri dönmüşlerdir. Türkler ve Araplar İslamiyet ten önce de birbirlerini tanımaktaydılar mamafih bu coğrafya da birçok karşılaşmalarıyla İslam dini yaygınlaşmaya başlamıştır.

Araplar, 643 senesinde Türk Hanedanlarına saldırarak esir aldıkları Türkleri, Doğu Akdeniz’e dağıtmışlardır bunun neticesinde Türk İslam akımı süratle artmaya başlar ki Dımışk, Hama, Menbiç, Kayseriyye, Akka, Sur, Lazkiye gibi önem arz eden beldelere Türkler çoğunlukla sürülmüşlerdir. Elbet bu Arap diyarlarına sevk edilen yerlerde Türkler ekseriyatta askeri, güvenlik, muhafızlık olarak kullanılmışlardır. Hatta Halifeler, Komutanlar ve Valiler ‘’Özel Muhafız Gücü’’ nü sadece Türk esirlerden kurarlardı. Bu muhafızlar fazla ücretle saygınlıkta kazanmakta idiler. Doğu Akdeniz’de ilk defa önemli mevkiye getirilen Eşnas et-Türki, Mekke ve Medine’de adına dualar edilecek kadar saygın bir Türk idi. 844’de ölümüyle Halife Ordularının başkumandanlığı Yine Türk asıllı İnak et-Türki’ye ye verilerek sonrasında da Bizans’a karşı üstünlükleriyle ünlü yine Türk asıllı Boğa el- Kebir başkumandanlığa getirilerek birçok Türk kumandan bu coğrafyalarda at sürmüştür.

Zamane Bizans hakimiyetinde olup üç günlük kuşatma sonrası 4 Aralık 1084 tarihinde Süleyman Şah’ın Antakya’yı fethetmesi sonrası Tutuş  5 Haziran 1086’da Haleb beldesinde Süleymanşah’ı durdurur. Bu arada peşine Melikşah’ın 1086 Aralık ayında Doğu Akdeniz’de jeopolitik konuma sahip Haleb’i teslim almasıyla siyasi ve politik konumunu güçlendirerek tarihte anılacak hadisede de şu şekilde anılır. ‘’Sultan, oradan denizin büyüklüğünü görüp hakimiyet sahasının babası Alparslan’ınkinden çok daha genişlemiş olduğundan dolayı Allah’a şükretti. O, atını Akdeniz’e doğru sürdü, kılıcını çekip, üç defa denizin içine daldırdı ve ‘İşte Allah İran denizinden bu denize kadar olan yerleri benim elime vermiştir.’ Dedi. Sonra elbisesini çıkarıp yere serdi ve namaz kılıp, Allah’ın inayetine teşekkür etti. Sultan uşaklarına denizden kum almalarını emretti. O bunu İran’a götürüp, babası Alparslan’ın kabrinin üzerine serpti ve ‘Ey babam Alparslan! İşte sana müjde, henüz bir çocuk olarak bırakmış olduğun oğlun, dünyayı baştan başa fethetmiştir.’

Özellikle Doğu Akdeniz’de sürekli rekabet, savaş, kan olduğu gibi dış güçlerin de entrikaları eksik olmamış hiçbir zaman, Doğu Akdeniz’e sahip olanların bunu iyi bilmesi gerekli idi, sahip olabilmenin yanında muhafaza etmenin zorlu olduğu bir coğrafyadır Doğu Akdeniz. Nice celadet ve liyakatli liderler gelip geçmişse de her biri büyük sınavlar vermiştir günümüzde olduğu gibi halen de verilmektedir. Türklerden başka bu coğrafya da tutunamayacağını Tarih ispatlamıştır. Doğu Akdenize sahip olanlar Merkezcil idareyi de eline almış olduğu sahihtir. Yüzyıllar boyunca binlerce misyoner çalışma yapmışsa da çoğu canıyla ödemiştir. Bu zorlu coğrafyalarda bilinmelidir ki Türkler çok büyük fedakarlıklarla Doğu Akdeniz’de tutunabilmişlerdir mamafih  Türk Tarihinin en karakteristik özelliklerinden biri yabancı toplumlarla birlikte yaşayabilme özelliğidir.

Bkz. Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları Ahmet Taşağıl TTK.A

Bkz. W. Heyd, Yakındaoğu Ticaret Tarihi Ankara 1975 s.192; I.Lissner Uygarlık Tarihi İstanbul 1973 s.71; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi Ankara 1981 s.103.

Bkz. G. Contenau, La Civilation Phenicienne, Paris 1926 s.29 ; F.K. Hitti, a.g.e  s.74 nu:2 J. Gelb, Hurrians and Subarians Chicago 1944.

Bkz. A.Z.V. Togan, Oğuzname; Heredot Tarihi İstanbul 1973 s.60

Bkz. İbnü’l Esir İslam Tarihi el-Kamil fi’t Tarih VI. İstanbul 1986 s.456; Ortadoğu’da Türk Askeri Varlığının İl Zuhuru, İstanbul 1987, s.24; Yakubi II. S.471.

Bkz. Kalemli Muhafız 2016; Tarihte Kayıp Oryantalistler  Y.Volkan  Berber  Ankara Gece Yayınevi 2010.

Bkz. Azimi, s.26 İ.Kafesoğlu, Sultan Melikşah s.86 Urfalı Meteos s.172

 

 

     

  Bu yazı 4756 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
resmi ilanlar
GAZETEMİZ
  ANKET Tüm Anketler
Bu Pazar Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirdiniz?
  NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
YUKARI